chartoy

29/7/2008 - Kadirov küplere binip başkan ve müftüleri haşladı

Kadirov küplere binip başkan ve müftüleri haşladı
Kadirov evcil hayvan niyetine aslan besliyor...
Caharkale/Ajans Kafkas - Çeçenya’da direnişçilerin artan saldırıları karşısında ‘Çeçen toprağına barış getirdiği’ propagandası çöken Kremlin güdümlü Çeçen başkan Ramzan Kadirov, direnişçilerle işbirliğine karşı belediye başkanlarından muhtar ve imamlara kadar herkese esip köpürdü.

 

 

 

 

24 Temmuz’da Gudermes’te geniş katılımlı bir toplantı yapan Kadirov, "Başkanlarımız ve müdürlerimizin birçoğunun ormana gitmiş olan gençlerimizin akrabaları olduğu kimse için sır değil. Biliyorum bu kişiler gençlerle irtibat halinde, onlara yiyecek dahi sağlıyorlar. Uyarıyorum; Eğer 10 gün içinde bu gençler evlerine dönmezse tüm başkan ve yöneticiler mahkemeye verilecek. Bize karşı savaşanların korunmasını yasaklıyorum. Eğer ormanda olanlardan birinin herhangi bir köyde defnedildiğini öğrenirsem, ne polis müdürü, ne başkan ne de imam görevinde kalmayacak" tehditlerini savurdu.

Yerel idarecilere ‘ihmalkar’ ve ‘duruma sahip olamayanlar’ diye çatan Kadirov, din idaresi temsilcilerini de gençleri ‘Vahhabizm saflarına katılmaktan alıkoyacak’ faaliyetlerde bulunmadıkları gerekçesiyle yerden yere vurdu. Kadirov "Biz, hepimiz, Çeçenya gençliğinin terörist, Vahhabi ve yasadışı örgüt üyelerinin etkisine maruz kalmamaları için gücümüzü birleştirmeliyiz. Çalışmalar gereken düzeyde yürütülmüyor, bu konuda özellikle eleştirilerim müftülük ve bölge yöneticilerine. Gençliğe yönelik dini eğitim planındaki çalışmaları zayıflattınız. Gençlere Vahhabizmin kötülük getirdiğini açıklamak gerekiyor. Bunu açıkça söylemekten korkmamalıyız. Müslüman dünyasında tanınmış hatta konuşmuş olduğum İslam ülkelerinin yöneticileri bile hep bir ağızdan Vahhabizmin büyük bir kötülük olduğunu onaylıyor" diye konuştu.

Kadirov, Buryatiya'dan Çeçenya'ya gelip geçen ekimde Kafkasya Emirliği’ni ilan eden direniş lideri Dokka Umarov'a katıldığı söylenen hatip Şeyh Said'i kast ederek "Buryatiya'dan bir adam geldi ve şimdi ormanda gençlerimize İslam’ı yayıyor. Gençler onu dinlemeye hazır, sizi ise dinlemiyor. Sizin vaazlarınız anlamsız. Siz dinlendiğinizde, neyi desteklediğiniz -Vahhabizm veya tarikat- anlaşılmıyor. Geleneksel İslam, tarikat hakkında cd'ler, vaazlar yayınlıyoruz, gençler ise ormandan seslenenlerin cd ve vaazlarını takip ediyor. Bu nasıl olabilir? Bu neden oluyor? Siz doğruyu söylemiyor musunuz? Bu suçlularla savaşan polisler ölüyor, ama siz bunu açıkça söylemiyorsunuz. Neden, korkuyor musunuz? Her birinize koruma verdim, gereken her şeyi sağladım. Çalışmanız ve gençleri düzeltmeniz için daha ne istiyorsunuz?" diye çattı.

 

 

Gençlerin camide yaptıkları sohbetlere dikkat çekerek "Namazdan sonra gençler camide kalıyor ve görüşüyor, bir şeyler tartışıyor. Bunu yasaklamak lazım" diyen Kadirov, çıkışını şöyle sürdürdü:

 

 

“Dokka Umarov da kim? Gençler neden ona gidiyor? Onu kim başkan yaptı? Kim seçti? Kime çalışıyor? Gençler onun ormandan gelen vaazlarını dinliyor da bizimkileri niye dinlemiyor?"

Vahhabizm propagandası yapanların açığa çıkartılmasını, bunlara ait cd ve kitapları dağıtanların yakalanmasını isteyen Kadirov, “Ekstremizm (aşırılıkçılık) ve Vahhabizmle mücadele konusunda daha kesin önlemler alın” dedi. ÖZ/FT

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/7/2008 - Kanada'da Çeçen okulu

Kanada'da Çeçen okulu
Toronto - Dünyanın dört bir yanına savrulan Çeçen mülteciler Kanada’da çocukların anadillerini öğrenmelerine yardımcı olacak özel bir okula kavuştu.

 

Başkent Toronto’da Çeçen mülteci çocuklarının anadillerinde eğitim görebilecekleri ilk Çeçen okulu düzenlenen törenle hizmete girdi. Kanada'daki Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti temsilcisi Taus Taramov, Çeçen okulunun programında anadilde eğitimin yanı sıra Çeçen kültürü, geleneği ve adetlerinin işleneceği dersler düzenleneceğini söyledi. CHCHNWS/ÖZ/FT
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/4/2008 - Kadirov için İslam suçla savaş aracı

Kadirov için İslam suçla savaş aracı

Caharkale

Caharkale/Ajans Kafkas - İnsan hakları ile ilgili durumu denetlemek için Çeçenya’yı ziyaret eden Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yetkilisi Thomas Hammarberg’i kabul eden Kremlin güdümlü Çeçen başkan Ramzan Kadirov, ‘ülke şeriat rejimine dönüyor’ eleştirisine “İslam'ı suçlarla mücadelede bir araç olarak kullanıyorum” yanıtını verdi.

Dün Hammarberg’le görüşmesinin ardından basın toplantısı düzenleyen Kadirov, devlet dairelerinde başörtüsü takılmasıyla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlarken örtü ile suç arasında doğrudan bağ kurarak şunları söyledi:  

"Çeçenler asırlardır kadına özel muamele ediyor. Ve eğer kadın etik olmayan bir durumdaysa bu erkekleri laubaliliğe tahrik ediyor. Çernokozova hapishanesini ziyaret ettim. Orada bulunanların yarısından çoğu, şu veya bu şekilde kadına bağlı suçlar işlemiş. Kimi kız kardeşini, kimi eşini uygun olmayan davranışından öldürmüş. Bu tür suçların sebeplerini engellemeye çalışıyoruz. İslam'a dayanan Çeçen milli geleneklerinin yeniden diriltilmesi gerektiğini ilan ettim ve bu bazılarının istediği gibi Çeçenya'nın şeriat ile yönetilmesi için değil, insanların suç işlememesi içindir. İslam iyilik ve barış dini. Kim İslam'a uyarsa suç işlemez ve toplum aydınlanır. Ülkedeki suçların büyük çoğunluğu milli geleneklerin unutulmuş olmasında kaynaklanıyor."

“Ben Müslüman’ım ve bununla gurur duyuyorum. İçki, sigara içmiyorum, İslam dininin tüm emirlerine uyuyorum. Herkesi buna çağırıyorum, çünkü İslam en barışsever din" diyen Kadirov, kadınların işyeri ve eğitim kurumlarında ciddi ve sade giyinmeleri gerektiğini belirtti. Kadirov, Çeçenya’nın eski müftüsüyken ikinci savaşta saf değiştirip Rus yanlısı yönetimin başına getirilen babası Ahmed Kadirov'un da baştan beri Çeçenya'da şeriat yönetimine karşı çıktığını söyledi. Kadirov "Ülkede herkes şeriat yönetiminin getirilmesi gerektiğini haykırdığında ve federal merkez (Aslan) Mashadov'a (Boris) Berezovski aracılığıyla yardım ettiğinde, benim babam şeriat düzeninin getirilmesine karşı çıktı ve bunu oynanmaması gereken ciddi bir mesele olduğunu söyledi” dedi. RE/RİA/ÖZ/FT

 

 

 

 

 

Enteresan bir yazı kafam karışmadı dersen yalan söylerin DAYOHK içinHer Şeyin Hayırlısını  diliyorum. chartoy

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2008 - Zakayev'e göre Kaide 'made in' Rusya

Zakayev'e göre Kaide 'made in' Rusya

Çeçen-İçkerya Başbakanı Ahmet Zakayev, İsrail’in Filistin topraklarında estirdiği terörü eleştiren herkese ‘terörist’ muamelesi yapan, İslamcı örgütlere karşı medya savaşı veren Frontpage Magazine’e konuk oldu.

Jamie Glazov'un sorularını yanıtlayan Zakayev, Kaide, Hamas, İslami Cihad gibi örgütlerle ilgili daha önce fazla dillendirmediği görüşlerini ortaya koydu. Ajans Kafkas, röportajı yayımlamadan önce Zakayev’e e-posta yoluyla röportajın orijinal olup olmadığını sordu ancak henüz yanıt alamadı. Kaide’nin iki numaralı ismi Eyman el Zevahiri’nin FSB ajanı olduğunu öne süren, Hamas ve Hizbullah’ı İsrail’le barışın önündeki engel olarak gören Zakayev’in 19 Mart’ta Frontpage Magazine’in internet sitesinden yayımladığı görüşleri şöyle:

Ahmed Zakayev Frontpage Interview'e hoş geldiniz

Teşekkürler, her zaman hizmetinizdeyim.

Çeçen direnişi milli mi, yoksa İslami mi?

Ne ilki ne ikincisi. Çeçenya'da çoğunluğu oluşturanların Çeçenler oluşana rağmen bağımsızlığımızın taraftarları çeşitli millet ve dine bağlı olanlardan oluşuyor. Çeçenya Direnişi özgürlüğü değer olarak gören insanları birleştiriyor. Direnişin farklı safhalarında örneğin, Ukraynalılar ile Ruslar, Kafkasyalılar ile Arap ülkelerinden gelen insanlar yer aldı. Mücadelemiz Çeçenlerin Ruslara veya Müslümanların Hıristiyanlara karşı mücadelesi değil, düşmanlarımız böyle göstermek için elinden geleni yapıyor olsa da böyle değil. Rusya'da olduğu gibi dünyanın farklı ülkelerinde, Rusya'nın özgürlük ve demokrasi yolunun Çeçenya'nın serbest bırakılması ile mümkün olacağı konusunda anlayış görüyoruz. Çok milletli bir ülkede halkların hakları tanınmamışken orada insan haklarından söz etmek mümkün değil.

Bağımsızlığını alınca Çeçenya'nın İslam harp alanına dönüşme tehlikesi yok mu, bağımsız Kosova'nın şu anda sunduğu tehlike gibi?

Kosova'nın bağımsızlığından başlayalım, bu Balkanlar'da ve tüm Avrupa'da istikrar açısından önemli bir adım. İnanıyorum ki, Sırp halkı için de Kosova'nın ayrılması, emperyalist ve şovenlik tehlikeli virüsünden kurtulduğu için olumlu bir olay.
Elbette 'İslam harp alanı' ne anlama geliyor açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Ben bilmiyorum, örneğin 'Hıristiyan harp alanı', 'Yahudi harp alanı' veya 'Buda harp alanı' ne anlama geliyor? 'İslam harp alanı' ifadesinin kötü bir anlamı olduğunu tahmin ediyorum ve bundan dolayı da Çeçenya'nın bağımsızlığının tanınmasının kesinlikle olumlu sonuçları olacağını söylüyorum. Kosova'nın bağımsızlığı konusunda yukarıda söylediklerim gibi.

Bir süre önce Çeçenya'da yaşanan krizi anlatır mısınız?

 Defalarca açıkladığım gibi, Dokka Umarov'un ‘Emirlik’ ilanı FSB provokasyonudur. FSB (KGB) Rusya imparatorluğunda yönetimi 1917'de Bolşevikler ele geçirmeden önce doğmuş dünyadaki en tecrübeli terör örgütüdür. FSB aşırılıkçı ideolojiyi oluşturma ve yayma becerisine sahiptir. İki örnek, El Kaide ve Rusya Müslümanları arasında Vahhabizm’dir.
Detaylara girmeden sadece şunu hatırlatıyorum, Afganistan'a Usame bin Ladin'e gitmeden önce Eyman El Zevahiri Rusya'da altı ay geçirdi. Bu olay FSB Başkanı General Patruşev tarafından açıkça itiraf edildi, ancak FSB'nin Zevahiri'nin kimliğini tespit edemediğini iddia etti. Gerçekte ise o KGB tarafından Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın öldürüldüğünden beri biliniyordu. Arkadaşım Aleksandr Litvinenko Zevahiri'yi FSB ajanı olarak adlandırmıştı. Benim de şüphem yok. Söylemekten yorulmadığım bir şey ki, vahhabizmin tohumları 1989'da Astrahan'da SSCB İslami Diriliş Partisi kuruluşu aracılığı ile atıldı. Nerede olursa olsun her projesinde FSB güvenilir ajanlarını tutuyor ve onları her şekilde koruyor.

Çeçenya'da şu anda askeri hareket nasıl gidiyor?

Aslında bu tipik partizan savaşı. İşgalciler sıkça uçak ve top kullanıyor. Direnişçilerimize ise geniş çaplı askeri operasyondan uzak durma görevi verildi.

Sürgündeki hükümet Çeçenya içindeki Direniş askerlerini kontrol ediyor mu?

Altını çizmek isterim ki, tüm Çeçenya hükümeti sürgünde değildir. Çeçenya içindeki direnişçilerimizin kontrolü ile vatanında olan veya oraya geri dönen bakanlarımızca sağlanıyor.

 

Bazı Çeçenlerin geçmişte kullanmış olduğu terör metotları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti hükümeti bakanı, seçilmiş Devlet Başkanı Aslan Mashadov'un temsilcisi olarak her zaman, her kim işlerse işlesin, her kim üstlenirse üstlensin her türlü terör eylemini kınadım. Benim için bunların Çeçenlere karşı emredilmiş oldukları açıkça görülüyordu.

Yabancı cihat grupları, El Kaide, Hamas ve Hizbullah hakkında ne düşünüyorsunuz?

El Kaide, İslam dünyası ile Batı Avrupa'nın çarpışmasına yönelik global provokasyon. Amacı, tarafları maksimum zayıflatmak. Rusya, Çin ve totaliter kamplaşma müttefikleri için faydalı. Hamas ve Hizbullah'ın amacı Filistinliler ve İsrailliler arasında barışın sağlanmasına izin vermemek. Rusya, İran ve Arap diktatörleri için çıkar teşkil ediyor. Üç örgütün de İslam dünyası çıkarları ile ortak hiçbir şeyi yok ve yabancı ellerde itaatkar araçlar.

El Kaide, Hamas, Hizbullah ve diğer İslam terör örgütlerinin Rusya, İran ve Arap diktatörleri için neden faydalı olduğunu daha detaylı anlatır mısınız?

Birincisi, gerginlik petrol zengini bölgede. Gerginlik ne kadar büyükse petrol fiyatları o kadar artıyor. Bir an Rusya, İran ve Arap ülkelerinin bu hammaddeden mahrum kaldığını düşünün. Onların neye dönüşeceği açık. Adı geçen ülkelerin dış politikası petrolü daha pahalıyla satmak. İkincisi, Rusya, İran ve bazı Arap ülkelerinde rejim otoriter bir yapıda. Batı demokrasisine karşı savaş onlar için hayati önemde. El Kaide, Hamas ve Hizbullah'ı kullanarak adı geçen ülkeler Batı ile yabancı bölgede, yabancı eller ile savaşıyor.

Rusya ve İran'ı birleştiren bir diğer şey, Sünniler arasında istikrarın sağlanmaması için mümkün olan her şeyi yapacak olmaları. İran için bu Şii-Sünni karşıtlığı. Rusya ise istikrarlı ve birleşmiş Sünni dünyasının, bugüne kadar sömürgecilikle kendisine bağlı tuttuğu onlarca Sünni halkına özgürlük vermesini istemesinden korkuyor.

Çeçenya bağımsızlığının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Demokrat mı olmalı? Dış politikası nasıl olacak?

Bağımsız Çeçenya'nın örnek-demokrat bir ülke olacağı söylerim. Dış politikası herkesle faydalı işbirliğine hazır ve açık olduğunu ifade edecek.

Çeçenya bağımsızlığını ne zaman kazanacak?

Tarih vermek mümkün değil, ama Rus askerleri Çeçenya'yı terk ettiğinde. Şüphe etmediğim bir şey var ki, her geçen gün özgürlüğümüz yaklaşıyor. ÖZ/FT

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/3/2008 - Gelayev' in Şehadetinin 4. Yıldönümü

Gelayev' in Şehadetinin 4. Yıldönümü PDF Yazdır E-Posta
Yazar Vainakh   
28 02 2008
Khamzat (Ruslan) Gelayev
Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Silahlı Kuvvetleri Generali
(1964 - 28 Şubat 2004)

Kafdağı İnternet Portalı olarak, 28 Şubat 2004 tarihinde işgalci Rus askerlerine karşı verdiği kahramanca mücadelenin ardından şehit olan General Khamzat Gelayev' i rahmetle anıyor, şehit olan pek çok Çeçen gibi naaşı ailesine teslim edilmeyen Gelayev' in naaşının işgalci Rus yöneticiler tarafından ailesine teslim edilmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.

Khamzat (Ruslan) Gelayev Kimdir?

1964 yılında Çeçenya' nın Urus Martan Bölgesi' nde bulunan Komsomolskoe Köyü' nde dünyaya geldi. Grozny' de inşaat ve petrol işlerinde çalıştı. 1980' lerde Sibirya' nın Omsk Bölgesi' nde çalışırken Larissa Gubkinoy' la evlendi.

1992-1993 yılları arasındaki Abhazya-Gürcistan Savaşı' nda Kafkasya Halkları Federasyonu tarafından Abhazya' ya yardıma gönderilen gönüllü Çeçen birliği içerisinde yer aldı.

Çeçenya' nın Ruslar tarafından işgal edildiği her iki savaşta da, 1993 yılında kurduğu "Borz (Kurt)" isimli özel birliği ile vatanını savunmak için aktif olarak yer aldı. Mayıs 1995' te Shatoy Bölgesi' nin savunması görevine getirildi. Ocak 1996' da Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Güney Batı Cephesi Kumandanı olarak atandı. 16 Nisan 1996' da Argun Vadisi' nde bulunan Yarysh-Mardy Köyü yakında işgalci Rus güçlerine kurduğu pusu ile 76 işgalcinin yok edildiği ve 56' sının yaralandığı başarılı operasyona komutan etti. 6-8 Mart ve 6-11 Ağustos 1996' da başkent Grozny' de düzenlenen ve Grozny' den işgalci Ruslar güçlerinin temizlendiği operasyonlarda yer aldı.

Birinci savaşın ardından Hac görevini yerine getirmek için kutsal topraklara gitti ve burada Ruslan olan ismi yerine Khamzat ismini aldı. Nisan 1997' de Zelimkhan Yandarbiev hükümetinin, Ocak 1998' de ise Shamil Basaev hükümetinin Başbakan Yardımcısı olarak görevlendirildi.

İkinci savaşın başlamasıyla birlikte Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Silahlı Kuvvetleri Kuzey Batı Cephesi Kumandanı olarak görevlendirildi. 5-20 Mart 2000 tarihlerinde Albay Mikhail Labunets komutasındaki işgalci Rus güçlerince ablukaya Komsomolskaya Köyü' nü savunurken Gelayev' in komuta ettiği 1300 genç yiğit savaşçısı şehit oldu. Gelayev ancak çok küçük bir grup ile sağ olarak kurtuldu ve Gürcistan' ın Pankisi Vadisi' ne geçerek birliğini yeniden oluşturmaya başladı. 2001 yılında Gelayev ve beraberindeki 500 Çeçen savaşçının Gürcistan' a yardım ederek Abhazya' ya saldırılar düzenlediği iddia edilse de olayın doğru olmadığı Çeçen makamlarca açıklandı. Birliğini yeniden kuran Gelayev, Eylül 2002' de İnguşetya' ya geçerek Galashki Köyü yakınlarındaki işgalci Rus güçlerine bir saldırı düzenlendi. Bu saldırıda çok sayıda Rus helikopteri tahrip edildi ve 20 kadar işgalci Rus askeri yok edildi. Gelayev ve birliği 15 Aralık 2003' te Dağıstan' ın Tsuntinskogo Bölgesi' nde bulunan Shauri Köyü' nde işgalci Rus güçleri tarafından pusuya düşürüldüyse de bu pusudan çok sayıda işgalciyi yok ederek kurtuldu.

28 Şubat 2004 tarihinde işbirlikçi Mukhtar Suleymanov ve Abdul Kurbanov isimli sınır muhafızları tarafından dağlardan Dağıstan sınırını geçmeye çalıştığı tespit edildi. Bölgeye gelen işgalcilerle şehit olduğu dakikaya kadar kahramanca mücadele edip 30 kadar işgalci askerini yok ettiyse de takviye olarak gelen helikopterlerden açılan ateşten şehit düştü. Azrail ismini duyunca dahi korkan işgalci güçleri Gelayev' in naaşına yarım saat kadar yaklaşmaya cesaret edemedi. Naaşı işgal güçleri tarafından ele geçirilen Gelayev' in nerede gömülü olduğu ya da tutulduğu halen bilinmiyor.

İsmi hiçbir zaman Çeçenya' da kaçırılan insanlarla ilgili olaylarda anılmayan, radyo konuşmalarında Azrail takma adını kullanan Khamzat Gelayev, General ünvanına ve Çeçen Cumhuriyeti İchkeria' nın en yüksek madalyası olan "Halkın Onuru (Kioman Syi)"na layık görülen ilk Çeçen komutan oldu.

 

bu yazı www.kafdagi.net ten alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/2/2008 - Cehennemden kaçış

Cehennemden kaçış

Çeçenya esir kamplarının hikayesi henüz yazılmadı. Birkaç mektup dışında cehennemden yapraklar dünya ile paylaşılmadı. Esir Kampları Esirleri Birliği, bu hikayelerden birini kaleme aldı.

Hikaye 1984 doğumlu Hamzayev Ali Sutarbiyeviç'in başından geçenleri gün ışığına çıkarıyor. Güvenlik nedeniyle isimlerin değiştirildiği hikaye Çeçen halkının korkunç trajedi tarihinden sadece bir halka. İşte kurtuluşu için mucizevi diyen Hamzayev Ali’ninEsir Kampları Esirleri Birliği’ne anlattıkları:

14 Ağustos 2002'de Gudermes şehri civarında Kunduhovo'da yürütülen kimlik kontrolü yada 'temizlik' diye adlandırılan operasyonda tutuklandım. Orada akrabalarımızın yanında yaşıyorduk, çünkü sık sık açılan ateş sonucunda yarısı yıkılmış evimizde yaşamak mümkün değildi, orada kalmak tehlikeliydi. Babam tüm aileyi amcaoğluna götürmüştü, çünkü uzun zamandır orada ateş açılmıyordu, bölge Kadirov'un kontrolünde idi ve temizliklerin orada sıkça olmadığı, yani buranın güvenli bölge olduğu söyleniyordu. Orada kaldığımız süre içinde birkaç defa 'temizlik' oldu, ama hiç kimse bize bir şey demedi. Ama o sabah köyde anlaşılamayan bir panik vardı, silah sesleri, küfürler duyuluyordu ve biz endişeliydik. O gün ilk defa federal ve Çeçen OMON'un ortak temizliği oldu, Çeçen OMON'una kimse önem vermedi, onlardan maskeli biri Ruslardan daha çok gaddarlık etti. Ben o zamanlar bunun GRU birliği olduğunu bilmiyordum, ama onların tüm Çeçenlere karşı çok düşmanca yaklaştıklarını gördüm. O sabah onlar bahçeye girdiğinde babam o güne kadar yaptığı gibi belgelerimizle yanlarına çıktı. Ama ona hepimizi bahçeye çıkarmasını emrettiler ve çıkarak babamızın yanında durarak hepimizin orada olduğunu gösterdik. Herkese baktılar ve nedense bakışları benim üzerimde kaldı ve bana kimliğimi göstermemi emrettiler, ben de onun ellerinde olduğunu söyledim.

Onların başkanı pasaportumu alarak sayfalarını çevirdi ve kadınlar olduğu halde pis küfretti ve yaşıma göre sağlıklı olduğumu söyledi. Ardından bağırdı ve tüm erkeklere duvarın önünde durmalarını söyledi. Söylenileni yaptık, çünkü bugün onların her zaman olduğu gibi belgelerimizin kontrol edip, evi arayıp barışçıl şekilde gitmeyeceklerini anlamıştık. Duvarın önünde durdurdular ve bizi aradılar, kınnap üzerine oturmamızı emrettiler, daha sonra aralarından beni aldılar ve bahçenin ortasına götürdüler, seçkin küfürleri ile beraber dövmeye başladılar. Annem ve kız kardeşlerim ağlamaya başladı, babamsa beni korumak için atıldı, ama silahla durdurdular. Ellerimi arkaya götürdüler ve kelepçe vurdular, başıma çuval geçirdiler. Daha sonraki hareketlerini görmedim, sadece annemin ve kız kardeşlerimin çığlıklarını duydum.

Beni zırhlı araca bindirmeye başladıklarında, anlaşılan annem bana atıldı, çünkü dayak sesi ve annemin acıdan nasıl ofladığını duydum. Onlar bahçede babamın akan kanını bırakarak, beni zırhlı araca bindirerek terk ettiler. Henüz iki gün önce öğrendiğime göre, babamın bilinci yerine gelmedi ve götürülmemden altı saat sonra öldü.

14 Ağustos 2002'den beri ailem ve Çeçenya hakkında hiçbir şey bilmiyordum, halbuki kaçtıktan sonra öğrendim ki bir yıl boyunca köyüme sadece 10 kilometre uzakta idim. Biz dış dünyadan, insan gözünden uzaktık, etrafımızda birkaç alay vardı. Burada 251. atış alayı, 622. tank tugayı ve OMON birliği, paralı alay ve diğerleri vardı. Bizi dize kadar suyun olduğu 2,5-3 metre derinliğindeki çukurlarda tuttular. Daha sonra sonbaharda, yer yerden üfleyen bir yere götürdüler. Çukur bu yeni yere göre daha sıcaktı bile, orada hiç değilse cereyan yoktu. Mart ayından sonra yeniden çukurlara götürdüler.

İlk iki ay boyunca her gün sorgu için çıkardılar ve bilincimi kaybedene kadar dövdüler. Bizi çeşitli eylemleri, hatta duymadığımız eylemleri bile üstlenmeye zorluyorlardı, kaldıkları yerlerde televizyon vardı ve ne olup bittiğini biliyorlardı. Direnişçilerin nerede olduğunu veya Mashadov'un nerede gizlendiğini soruyorlardı, ama biz bunu nereden bilebilirdik. Onların bunların bizden iyi bilmeleri gerekiyordu, çünkü kontrol noktalarından Çeçenya'nın sivil insanları bile rahatça geçemiyorlardı, direnişçiler nasıl olup da burunlarının dibinde yaşıyordu. İşkenceler çeşitliydi: Elektrik şoku, vücutta izmarit söndürmek, başa naylon torba geçirip nefessiz bırakmak. Alnın etrafına ip bağlıyorlardı ve gözlerin alna kayması için ense üzerinde döndürüyorlardı. Bunun gibi daha birçok şey vardı, hepsini birden hatırlayamıyorsun: Boş kola şişelerini kafa üzerinde kırıyorlardı, dayaktan sonra kelepçelerle tavana asıyorlardı veya baş aşağı asıyorlardı.

İlk yemeği beşinci gün verdiler. Aynı kuyuda olan üç kişiye verilen bir parça bayat ekmek ve bir çeşit konserve kutusu idi. Bazen bize iki-üç kişi daha katıyorlardı, ama yemek miktarına eklenmiyordu. Su üç gün arayla veriliyordu, biz de çukurdan su içiyorduk, nasıl veba veya kolera olmadığımızı anlamıyorum zaten. Allah'ın bizi ölümden koruduğu gibi bundan da koruduğu görülüyor.

Eğer biri tüberküloz olduysa, onu bir yere alıp götürüyorlardı ve bir daha onu görmüyorduk. Ama bir keresinde onların başına ne geldiğini öğrendik: Onları kimse tedavi etmiyordu, ölüme yakın olduklarında onları bir kuyuda topluyorlardı ve kimse onları yedirmiyordu, işkencecilerimizin ifade ettiğine göre, onlar orada “Son nefeslerini veriyordu". O çukurları dolduruyorlardı ve yenileri için başka çukurlar açıyorlardı. Bizler paralıların sık sık kendi aralarında bizim esir kampını 'mezar' olarak adlandırdıklarını duyuyorduk. İlk başta onların neden konuştuğunu anlamadık. Bunu, beraberimdeki üç kişinin hastalandığı ve benim sağlıklı olduğumdan başka bir çukura götürüldüğümde anladım. Orada Ali bana o çukurda kalan üç kişinin başına ne geleceğini anlattı. Geceleyin, yukarıda bazı hareketlenmeler olduğunu duyduk, bize kadar askerlerin bazı küfür cümleleri geliyordu, bu cümlelerden paralıların askerleri sabahleyin beni attıkları çukuru doldurmaya zorladıklarını anladık.

Yanımıza sıkça diğer çukurlardan atılan yenileri geliyordu ve bundan bu bölgede gerçekten çok sayıda meçhul kardeş mezarının olduğu sonucunu çıkarmak mümkündü. Demek ki, onlar burayı mezarlık olarak adlandırmakta haklıydı. Onların sayısının ne kadar olacağını söyleyebilecek biri olabilir mi, ama bu sayının az olmayacağını düşünüyorum!

Bu çukur daha kuru idi, galiba ayaklarımızın altında taş olduğu ve su onların arasında olduğu için böyleydi, ama üzerine serecek bir şey olmadığında uyumak nasıl olur anlıyorsunuzdur. Çukur boyut olarak küçük idi ve uzun bir süre Adam atılana kadar orada Ali ile biz yalnızdık. Anlıyorsunuzdur, gerçek isimlerimizi söylemiyorum, çünkü şimdi her yerde arıyorlardır.

Burada oluşumuzun ikinci ayından sonra sanki bizi unuttular, çünkü hiçbir anlatacak şeyi olmayan bizden başka yenileri geliyordu ve onlar üzerinde 'çalışıyordu'. Biz ise sanki onlara gına getirmiştik. Şimdi biz onlar için iş gücü olmuştuk. Bizi su ve odun için götürüyorlardı, bir bahçeye odun saklamaya zorladılar, büyük ihtimal karargahlarının bahçesi idi. Bazen onların unuttuğu gençlerin cesetlerini bir çukura atmak ve çukuru kapatmak durumunda kaldık. Ama onlardan biri bilinmeyen bir şekilde öldürüldüyse eğer, bizi hemen hatırlıyorlardı ve ölenlere imrenecek kadar sıkı azarlanmalara maruz kalıyorduk. Bunun dışında bizi doyurmayı da bırakmışlardı ve öğle yemeğinde solucan toplamak zorunda kaldık. Bu tür 'öğle yemeği' arayışlarında sonradan bizi soğuktan koruyacak olan inler kazdık. Ama oraya sadece geceleri, "Haydin tarla sincapları inlere!" komutundan sonra girebiliyorduk, ama onun da bir kuralı vardı, fener ile kuyu aydınlatıldığında görülecek şekilde kafaların dışarıda olması gerekiyordu. Eğer bu komuta olmadan gizlendik veya birini başının başı görülmediyse, bize onların ifade ettiği gibi 'papara yiyorduk'. Hepimizi çukurdan çıkarıyorlardı, dövüyorlar veya işkence ediyorlardı. Bazen hangi gün olduğunu anlayamaz olurduk, hatta geçen bir yıl süresiz geldi.

Hiçbir planımız olmadığı halde bir gün uygun bir anda kaçmaya karar verene kadar böyle devam etti: Konuştuk ve ne olacaksa olsun kararı aldık. O gün suya bizden beş kişiyi götürdüler: Ben, Ali, Adam ve komşu çukurdan iki kişi. 'Tarla sincaplarından' birinden endişeliydik, çünkü o aramızda kısa bir zamandır vardı ve ona güvenebilir miyiz bilmiyorduk. Su için bizi genellikle GRU askerleri götürüyordu.

Nehre geldiğimizde, su deposu için bizi zincirle bıraktılar, deponun dolması için iki saatte beş ton doldurmak lazımdı. Su doldurduğumuz kovaları veriyorduk, paralılar ise bele kadar üstlerini çıkarmışlar BMP aracının üzerinde oturuyorlardı. Onlardan biri suya yaklaşıncaya kadar bir şeye gülüyorlardı. Suya yüzünü uzatınca bağırdı: "Çocuklar su değil, banyo sütü, haydin yıkanalım!". Bizi korumak üzere birini kıyıda bırakarak suya atladılar. Bir dakika sonra onlar Gums nehrinde çalkalanıyorlardı, dünyada her şeyi unutmuşlardı. Nöbetçimiz bizden çok onlara bakıyordu, durumu değerlendirdik ve kaçma teşebbüsünde bulunmanın zamanı geldiğine karar verdik. Kısmetse kaçarız, değilse acılarımız son bulur ve şehit oluruz, çünkü beraberimizde ne kadar götürebilirsek o kadar düşman da götüreceğiz. Safımız yavaş yavaş BMP yakınına bırakılmış silah yığınına yöneldi. Su taşıyıcılarından beşincisine güvenmeyerek, yapacağımızı sessizce aramızda konuştuk.

 

Kaçmaya niyetlendiğimizi ve kendisine güvenmediğimiz hissederek nöbetçiyi kendisinin alacağını söyledi. Sessizce kovayı koyduk ve silaha atıldık, Said, Allah ondan razı olsun, GRU askerine atıldı. Ama asker dönüp ateş açmayı başardı. Ama yaralı Said onu kucakladı ve bize ateş etmesine izin vermedi. Bizi kendisi ile koruyarak karşı ateş açmamıza fırsat verdi. Askerlerin sudan çıkmasına izin vermeden sağanak ateşle, bu cehennemden kurtulacağımıza inanmayarak ormana kaçtık. Ormanda bize düşman mermileri yetişti, ama durmadık. Yeni yaralar almamak için uzun süre ilerledik. Daha sonra aşağıda bizi arayacaklarını anladık ve yukarı kaçtık. Kısa bir süre sonra aşağıda helikopterler göründü, hatta uçak. Vedeno köyü tarafına iki roket bıraktı ve uçak kayboldu, helikopterler ise ormanın üzerinde uzun süre döndü. Galiba bizi yukarıda aramak akıllarına gelmedi, çünkü onların aklında bizim yukarı çıkacak gücümüzü olmadığı vardı.

Ne kadar koştuk hatırlamıyorum, çünkü uzun süre ormanda izleri şaşırarak yolumuzu uzun süre kaybettik. Birkaç kez nehri koşarak geçtiğimizi biliyorum, çünkü askerlerden birinin nereye gittiğimizi göstermek için kalmadığına emin değildik. Ama durum bizim hayrımıza idi ve akşama doğru küçük bir çiftlik veya köye ulaştık. Anlayacağınız üzere kurtarıcılarımızın güvenliği açısından adlarını söyleyemem. Bize ilk yardım müdahalesinde bulundular, yiyecek verdiler ve aynı gece sınırdan geçirdiler. Gerisini siz de biliyorsunuz. ÖZ/FT

 

bu haber www.ajanskafkas.com dan alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - Çeçen milletinin Yeniden Diriliş Günü 23 Şubat

Çeçen tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilen 2. Dünya Savaşı esnasında katil Stalin’in zulmüne maruz kalarak gerçekleşen 23 Şubat 1944 Sürgünü Çeçenlerin topyekün tarih sahnesinden silinmesine yönelik bir projeydi...



Çeçen tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilen 2. Dünya Savaşı esnasında katil Stalin’in zulmüne maruz kalarak gerçekleşen 23 Şubat 1944 Sürgünü Çeçenlerin topyekün tarih sahnesinden silinmesine yönelik bir projeydi.

780 bin toplam Çeçen nüfusunun tamamı bu sürgün ve toplu katliamın muhatabı kılınmıştı. 13 yıl süren bu techirde 400 binin üzerinde insanımız şehit olmuştu. Açlığa, sefalete, kışa, Rus’a karşı hayatta kalmayı başararak yeniden Çeçenistan’a vatanlarına, verdikleri amansız direniş ve mücadeleyle 1957’den itibaren dönebilmeyi başardılar.

Bu dönüş adeta Çeçenlerin yeniden doğuşuydu. Ve Çeçen Cumhuriyeti İÇKERİYA DEVLETİ’nin bağımsızlık ilanıyla 23 Şubat Sürgünü aziz şehidimiz CAHAR DUDAYEV tarafından devlet politikası olarak YAS GÜNÜ değil, Çeçenlerin yeniden DİRİLİŞ GÜNÜ olarak ilan edilerek Çeçenlerin ne kadar dirayetli olduğunu dünyaya gösterdi.

Sürgünlerde, savaşlarda ve halen devam eden bağımsızlık mücadelesinde dünyalarından, evlatlarından ve canlarından vaz geçerek Allah yolunda şehit olan bütün insanlarımıza rahmetler diliyoruz. Onların verdiği mücadele şeref tablomuzdur. Şehitlerimizin şahadetleri bereket olarak yolumuzu aydınlatacaktır.

Her yeni yetişen insanımız ödenen bu bedelleri unutmadan, zulüm var oldukça bu yoldan asla vaz geçmeden ve küfre, Rus’a teslim olmadan, zayıf düşmeden bu bağımsızlık idealinin sahibi olacaktır.

ÇİC Fahri Konsolosu M. ÜNLÜ

Çeçen - Online © 2008
Kaynak Göstermeden Kopya Yapılamaz

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi A

Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi Aminat Saieva, 23 Şubat münasebetiyle yayınladığı bir açıklamada Çeçenlerin tarihinde pek çok kez sürgün yaşandığına vurgu yaptı.

Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi Aminat Saieva yayınladığı açıklamada, bugünün Çeçen halkının Joseph Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya' ya sürgüne gönderilişinin, yarım milyondan fazla insanın yaşamını yitirmesinin 64. yıldönümü olduğunu, Çeçen halkının sürgün edilmesinin nedenlerini Çeçen Politik Bilimci ve Sovyetolog olan Abdurakhman Avdorhanov' un makalelerinde ve eserlerinde çok güzel açıklandığını belirtti.

Ruslara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde 400 yılın geride kaldığını vurgulayan Aminat Saieva, 1944 yılının o soğuk Şubat gününün Çeçenlerin maruz kaldığı ilk sürgün olmadığını vurgulayarak Çeçenlerin maruz kaldığı sürgünleri kısaca açıkladı:

1. Sürgün: 1792' de Sheikh Mansour' un esir düşmesinin ardından Çeçenlerin Rusya içlerine gönderilmesi ile yaşandı.

2. Sürgün: Taymi Biybolat' ın liderliğindeki Çeçen mücadelesinin elimine edilmesinin ardından Çeçenler 1831-1832 yıllarında Sibirya' ya gönderildi.

3. Sürgün: İmam Tasu-Hadji önderliğinde Çara karşı verilen mücadelenin başarıya ulaşamaması sonunda Çeçenlere 1836 - 1837 yıllarında yine Sibirya yolları göründü. 

4. Sürgün: Kafkas Rus savaşlarının resmen bittiğinin ilan edilmesinden sonra 1859 - 1860 yıllarında Osmanlı topraklarına sürgün edildi.  

5. Sürgün: İmam Şamil' in Çara teslim olması ve İmam Baysungur' un şehit edilmesinden sonra 1864-1865 yıllarında Çeçenlerin bir kısmı Sibirya' ya bir kısmı ise Osmanlı topraklarına sürgün edildi.

6. Sürgün: İmam Alibek Hadji' nin önderliğinde devam edilen bağımsızlık mücadelesinde sonuç yine 1878' de Çeçenlerin Sibirya' ya gönderilmesi oldu.

7. Sürgün: Abrek Zelimkhan Gushmazuko' nun liderliğindeki mücadelenin tasfiye edilmesinden sonra Çeçenler 1913' te yine Sibirya' ya gönderildiler.

8. Sürgün: Çeçenler daha önce hep parçalar halinde sürgüne gönderilirken, 23 Şubat 1944' te tüm Çeçen halkı Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya' ya sürgüne gönderildi.

Saieva sürgünler hakkında verdiği tarihsel bilginin ardından, sekizinci sürgünün üzerinden geçen 50 yılın peşinden Çeçen halkının bağımsızlık hakkına karşı çıkan Rusya Federasyonu' nun Çeçenya' yı işgal etmesi ile şimdi yüzbinlerce Çeçen' in dünyanın dört bir yanında sürgünde olduğunu ifade etti. 

Aminat Saieva açıklamasını, yönetimler ya da sistemler değişse de Rusların Çeçenlere karşı olan politikalarının asla değişmediğine vurgu yaparak bitirdi.

Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi Aminat Saieva, 23 Şubat münasebetiyle yayınladığı bir açıklamada Çeçenlerin tarihinde pek çok kez sürgün yaşandığına vurgu yaptı.

Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi Aminat Saieva yayınladığı açıklamada, bugünün Çeçen halkının Joseph Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya' ya sürgüne gönderilişinin, yarım milyondan fazla insanın yaşamını yitirmesinin 64. yıldönümü olduğunu, Çeçen halkının sürgün edilmesinin nedenlerini Çeçen Politik Bilimci ve Sovyetolog olan Abdurakhman Avdorhanov' un makalelerinde ve eserlerinde çok güzel açıklandığını belirtti.

Ruslara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde 400 yılın geride kaldığını vurgulayan Aminat Saieva, 1944 yılının o soğuk Şubat gününün Çeçenlerin maruz kaldığı ilk sürgün olmadığını vurgulayarak Çeçenlerin maruz kaldığı sürgünleri kısaca açıkladı:

1. Sürgün: 1792' de Sheikh Mansour' un esir düşmesinin ardından Çeçenlerin Rusya içlerine gönderilmesi ile yaşandı.

2. Sürgün: Taymi Biybolat' ın liderliğindeki Çeçen mücadelesinin elimine edilmesinin ardından Çeçenler 1831-1832 yıllarında Sibirya' ya gönderildi.

3. Sürgün: İmam Tasu-Hadji önderliğinde Çara karşı verilen mücadelenin başarıya ulaşamaması sonunda Çeçenlere 1836 - 1837 yıllarında yine Sibirya yolları göründü. 

4. Sürgün: Kafkas Rus savaşlarının resmen bittiğinin ilan edilmesinden sonra 1859 - 1860 yıllarında Osmanlı topraklarına sürgün edildi.  

5. Sürgün: İmam Şamil' in Çara teslim olması ve İmam Baysungur' un şehit edilmesinden sonra 1864-1865 yıllarında Çeçenlerin bir kısmı Sibirya' ya bir kısmı ise Osmanlı topraklarına sürgün edildi.

6. Sürgün: İmam Alibek Hadji' nin önderliğinde devam edilen bağımsızlık mücadelesinde sonuç yine 1878' de Çeçenlerin Sibirya' ya gönderilmesi oldu.

7. Sürgün: Abrek Zelimkhan Gushmazuko' nun liderliğindeki mücadelenin tasfiye edilmesinden sonra Çeçenler 1913' te yine Sibirya' ya gönderildiler.

8. Sürgün: Çeçenler daha önce hep parçalar halinde sürgüne gönderilirken, 23 Şubat 1944' te tüm Çeçen halkı Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya' ya sürgüne gönderildi.

Saieva sürgünler hakkında verdiği tarihsel bilginin ardından, sekizinci sürgünün üzerinden geçen 50 yılın peşinden Çeçen halkının bağımsızlık hakkına karşı çıkan Rusya Federasyonu' nun Çeçenya' yı işgal etmesi ile şimdi yüzbinlerce Çeçen' in dünyanın dört bir yanında sürgünde olduğunu ifade etti. 

Aminat Saieva açıklamasını, yönetimler ya da sistemler değişse de Rusların Çeçenlere karşı olan politikalarının asla değişmediğine vurgu yaparak bitirdi.

 

 

Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi Aminat Saieva, 23 Şubat münasebetiyle yayınladığı bir açıklamada Çeçenlerin tarihinde pek çok kez sürgün yaşandığına vurgu yaptı.

Çeçen Cumhuriyeti İchkeria Hükümeti Baltık Ülkeleri Temsilcisi Aminat Saieva yayınladığı açıklamada, bugünün Çeçen halkının Joseph Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya' ya sürgüne gönderilişinin, yarım milyondan fazla insanın yaşamını yitirmesinin 64. yıldönümü olduğunu, Çeçen halkının sürgün edilmesinin nedenlerini Çeçen Politik Bilimci ve Sovyetolog olan Abdurakhman Avdorhanov' un makalelerinde ve eserlerinde çok güzel açıklandığını belirtti.

Ruslara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde 400 yılın geride kaldığını vurgulayan Aminat Saieva, 1944 yılının o soğuk Şubat gününün Çeçenlerin maruz kaldığı ilk sürgün olmadığını vurgulayarak Çeçenlerin maruz kaldığı sürgünleri kısaca açıkladı:

1. Sürgün: 1792' de Sheikh Mansour' un esir düşmesinin ardından Çeçenlerin Rusya içlerine gönderilmesi ile yaşandı.

2. Sürgün: Taymi Biybolat' ın liderliğindeki Çeçen mücadelesinin elimine edilmesinin ardından Çeçenler 1831-1832 yıllarında Sibirya' ya gönderildi.

3. Sürgün: İmam Tasu-Hadji önderliğinde Çara karşı verilen mücadelenin başarıya ulaşamaması sonunda Çeçenlere 1836 - 1837 yıllarında yine Sibirya yolları göründü. 

4. Sürgün: Kafkas Rus savaşlarının resmen bittiğinin ilan edilmesinden sonra 1859 - 1860 yıllarında Osmanlı topraklarına sürgün edildi.  

5. Sürgün: İmam Şamil' in Çara teslim olması ve İmam Baysungur' un şehit edilmesinden sonra 1864-1865 yıllarında Çeçenlerin bir kısmı Sibirya' ya bir kısmı ise Osmanlı topraklarına sürgün edildi.

6. Sürgün: İmam Alibek Hadji' nin önderliğinde devam edilen bağımsızlık mücadelesinde sonuç yine 1878' de Çeçenlerin Sibirya' ya gönderilmesi oldu.

7. Sürgün: Abrek Zelimkhan Gushmazuko' nun liderliğindeki mücadelenin tasfiye edilmesinden sonra Çeçenler 1913' te yine Sibirya' ya gönderildiler.

8. Sürgün: Çeçenler daha önce hep parçalar halinde sürgüne gönderilirken, 23 Şubat 1944' te tüm Çeçen halkı Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya' ya sürgüne gönderildi.

Saieva sürgünler hakkında verdiği tarihsel bilginin ardından, sekizinci sürgünün üzerinden geçen 50 yılın peşinden Çeçen halkının bağımsızlık hakkına karşı çıkan Rusya Federasyonu' nun Çeçenya' yı işgal etmesi ile şimdi yüzbinlerce Çeçen' in dünyanın dört bir yanında sürgünde olduğunu ifade etti. 

Aminat Saieva açıklamasını, yönetimler ya da sistemler değişse de Rusların Çeçenlere karşı olan politikalarının asla değişmediğine vurgu yaparak bitirdi.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - Çeçen ve İnguşlar 1944 felaketini anıyor

Çeçen ve İnguşlar 1944 felaketini anıyor

Moskova/Ajans Kafkas - Çeçen ve İnguşlar Sibirya ve Orta Asya’ya toptan sürüldükleri tarihi trajedi ve soykırımın 64. yıldönümünü anmaya hazırlanıyor.

23 Şubat 1944’te başlayan sürgünün hala acılarını çeken Çeçen ve İnguşlar için farklı ülkelerde etkinlikler planlanırken Savaş Karşıtı Kulüp de yarın Rusya’nın başkenti Moskova’da bir anma programı düzenleyecek.

Moskova'da Bolotnaya Meydanı’nda ‘Aslan yeniden!' adlı yas programında Stalin rejiminin kurbanları anılacak. Savaş Karşıtı Kulüp, programda halklara karşı işlenen suçların anlatılacağını, ayrıca bugün Çeçenya ve İnguşetya'da var olan duruma dikkat çekileceğini kaydetti. Sürgün sırasında köylülerin samanlıklara kapatılıp yakıldığı Haybakh’ta yaşananlar, İkinci Dünya Savaşı’na katılmış ‘kahraman’ Çeçenlerle ilgili haber ve resimler de dağıtılacak.

Stalin’in Almanlarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla aldığı kararla 23 Şubat 1944'de Çeçen ve İnguşlar evlerinden sürülmeye başladı. İlk günde 20 bin kişi evinden çıkarılıp katarlara bindirilirken şubat sonuna dek bu rakam 387 bini buldu. Resmi kaynaklara göre, sürgünde 90 bin İnguş zarar gördü. Ama gerçek rakam 134 bini aşıyor. Rus insan hakları örgütü Memorial’in İnguşetya bölge başkanı Maryam Yandiyeva "Bunların 50 bininden fazlası açlık, soğuk ve hastalıktan yolda öldü. Henüz doğmamış hayatlar da hesaba katılacak olursa yaşananlar tüm halk için büyük demografik bir felaketti" dedi.

Çeçen ve İnguşların sürgüne gönderilmelerinden iki hafta sonra 7 Mart 1944'de SSCB Yüksek Konseyi, Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti’ni lağvetti. Kruşçev’in sürgün edilen halkların geri dönüşünü onaylamasının ardından 9 Ocak 1957'de SSCB Yüksek Konseyi kararıyla Çeçen-İnguş ASSR'i yeniden kuruldu. Çeçenler gibi Balkarlar, Karaçaylılar, Kalmıklar, Kırım Tatarları ve Ahıskalılar da sürgüne gönderildi. Memorial'ın derlemesine göre, 1943-1944'de Kalmık Cumhuriyeti’nden 101 bin, 1943'de Karaçay-Çerkes'ten 70 bin, Kabardey-Balkar'dan 37 bin, Ahıska bölgesinden 100 bin kişi sürgün edildi. ÖZ/FT

Bitmeyen sürgün

bu yazı www.ajanskafkas.com dan alıntıdır
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/2/2008 - Zelimhan Yandarbiyev, 13 şubat 2004 te şehid edilmişti

Bu gün ömrünü İslam’a ve halkının özgürlüğüne adamış bir insanın; destansı "Çeçen Cihadı"nın en önemli şahsiyetlerinden Zelimhan Yandarbiyev'in, 13 şubat 2004'te şehid edilmesinin 4. seneyi devriyesini yaşıyoruz...



Çeçen Halkının yetiştirdiği en önemli kişilerden biri olan Zelimhan Yandarbiyev 4 yıl önce Katar’da arabasına konulan bombanın infilak etmesi sonucunda Rabbine iltica etti. Bütün dünya onu sevimli kişiliği, vakarlı duruşu ve Çeçen Halkına yaptığı eşsiz hizmetlerle tanıdı.
Zelimhan Yandarbiyev 12 Eylül 1952 tarihinde Kazakistan’da dünyaya geldi. 1989 yılının Haziran ayında Çeçen bağımsızlığı için mücadele eden ilk gruplardan "Bart Teşkilatı"nı, 18 Şubat 1990 tarihinde "Vaynah Demokratik Partisi"ni kurdu. Daha sonra bu partinin başına Cahar Dudayev’i getirdi. Kendi halkının menfaatleri uğrunda fedakarlık yapmasını çok iyi bilen bir kişiydi.
Derin bir fikir adamı olan Zelimhan Yandarbiyev aynı zamanda şiir ve edebiyat ile ilgilendi. 1993 yılında Çeçenistan İçkeri Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevine getirildi. 1996'da Cahar Dudayev’in Şehid edilmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı görevine getirildi. Seçimlerin ardından görevini Arslan Mashadov’a devretti.
1999 Yılında Rusların Çeçenistan’ı işgal etmesinin ardından başlayan cihada bizzat katıldı ve önemli görevler ifa etti. Özellikle tüm dünyada çeçen halkının sorunlarını ve savaşın gerçek yüzünü kamuoyuna göstermek için çalıştı. Bu bağlamda ziyaretler, konferanslar gerçekleştirdi. İslam ülkelerine ziyaretler gerçekleştirerek "Çeçen Cihadı"nın genişleyip devam edebilmesi için maddi destek sağladı.
Zelimhan Yandarbiyev "Çeçen Cihadı"nın devam edebilmesi için kendisine ne zaman, nerede, hangi şartta görev düştüyse bunu gerçekleştirmek için çaba sarf etti ve bunda başarılı da oldu.
Rusya tarafından terörist olarak lanse edildi dünyaya. İnterpol listelerinde ismi üst sıralarda yer aldı. Ama Yandarbiyev’i hiç biri yıldıramadı. Çalışmaya, mücadele etmeye devam etti.
Kendisi hayatı, mücadelesi ve şehadeti ile İslam ümmetine örnek oldu. Onun hayatı, sürgünde olsa da, halkı için bir şeyler yapabilme çabası ile geçti. Şehadet onu kendi vatanından kilometrelerce uzakta, Katar’da buldu. 13 Şubat 2004 tarihinde Rus istihbaratının arabasına koyduğu bombanın infilak etmesi sonucunda şehid oldu.
O Şehidlerin ve Mücahidlerin yoluna kendisini öylesine pervane etmişti ki Rabbi onun bu şahitliğini şehadetle ödüllendirdi.
Bize onun İslam Ümmetine bıraktığı miraslara sahip çıkarak yolunu sürdürmek düştü. Şehid kanlarıyla sulanan İslam toprakları, şehidlerimizin pak kanlarının vesilesi ile, başta Çeçenistan olmak üzere mutlaka işgalcilerden temizlenecek ve İslam’ın şanlı Tevhid sancağı Küdus’ten Keşmir’e, Moro’dan Çeçenistan’a, Afganistan’dan Harameyn’e tüm dünyada dalgalanacaktır.

Rabbimizden niyazımız; bizi şahid olarak yaşatsın ve katına şehid olarak alsın...

Yolunu Sürüyor Ey Şehid!



Çeçen - Online © 2008
Kaynak Göstermeden Kopya Yapılamaz.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kafkasya üzerine kültürel çalışma

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
tabiin
bennur76